Zülkarneyn kıssası, Kehf suresinin 83–98. ayetlerinde anlatılır. Bu kıssa yalnızca güçlü bir hükümdarın yolculuklarını değil, aynı zamanda gücün kaynağını, adaletin önemini ve insanın kendisine verilen imkânları nasıl kullanması gerektiğini de ele alır.
Kehf suresinin 83. ayetinde Allah, Hz. Muhammed’e Zülkarneyn hakkında bilgi verileceğini bildirir. Kıssanın temelinde şu sorular yer alır: Gücün gerçek sahibi kimdir? İnsan, iktidar ve imkân sahibi olduğunda nasıl davranmalıdır? Başarı elde ettiğinde bunu kendinden mi bilmeli, yoksa Allah’ın bir lütfu olarak mı görmelidir?
Zülkarneyn’in hayatına dair Kur’an’da bildirilen bilgiler, bu sorular üzerinde düşünmemize yardımcı olur.
Zülkarneyn Kimdir?
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِۜ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًاۜ
Zülkarneyn’in kim olduğu ve tarih boyunca hangi kişiyle özdeşleştirilebileceği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı yorumlarda onun İskender olduğu söylenmiş, isminin anlamı hakkında da çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Ancak Kur’an, Zülkarneyn’in tarihî kimliğini kesin olarak açıklamaz.
Bu nedenle onun kimliği hakkında kesin hüküm vermek yerine, Kur’an’ın anlattığı özelliklerine ve kıssadan çıkarılabilecek derslere odaklanmak daha isabetlidir.
Kehf suresinin 84. ayetinde Allah, Zülkarneyn’e yeryüzünde güç ve imkân verdiğini bildirir. 85. ayette ise onun kendisine sunulan imkânları kullanarak bir yol tuttuğu anlatılır. Böylece kıssanın önemli bir mesajı ortaya çıkar: Güç ve imkân sahibi olmak kadar, bunları doğru amaçlar doğrultusunda kullanmak da önemlidir.
Gücün Gerçek Sahibi Allah’tır
Kur’an’a göre güç, mülk ve iktidar Allah’ın takdiriyle verilir. İnsanların sahip oldukları makamlar, servetler, ordular ve diğer imkânlar kalıcı değildir. Bu imkânlar birer sorumluluk olarak görülmelidir.
Hac suresinin 41. ayetinde, kendilerine yeryüzünde güç verildiğinde namaz kılan, zekât veren, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran kimselerden söz edilir. Bu ayet, gücün nasıl kullanılması gerektiğine dair önemli bir ölçü sunar.
Gerçek başarı, yalnızca geniş topraklara sahip olmak veya büyük bir otorite kurmak değildir. Asıl mesele, elde edilen gücü adaletin, iyiliğin ve insanların haklarının korunmasının hizmetine sunabilmektir.
Zülkarneyn kıssası, insanın sahip olduğu imkânları kendi büyüklüğünün kanıtı olarak görmemesi gerektiğini hatırlatır. Gücün Allah’tan geldiğini bilen kişi, başarı karşısında kibirlenmek yerine şükretmeyi öğrenir.
Allah’ın Verdiği İmkânları Doğru Kullanmak
Kehf suresinde geçen “Ona her şeyden bir sebep verdik” ifadesi, Zülkarneyn’e hedeflerine ulaşmasını sağlayacak yolların ve imkânların sunulduğunu anlatır. Zülkarneyn de bu imkânları kullanarak yolculuklarına devam eder.
İnsanların sahip oldukları yetenekler ve fırsatlar birbirinden farklıdır. Kimi bilgi sahibidir, kimi güzel konuşur, kimi insanları bir araya getirebilir, kimi de maddi imkânlarıyla faydalı işler yapabilir. Önemli olan, kişinin kendisine verilen imkânları fark etmesi ve bunları hayırlı amaçlarla değerlendirmesidir.
Bu noktada insanın kendisine iki soru sorması gerekir:
- Allah’ın bana verdiği imkânlar nelerdir?
- Bu imkânları doğru ve verimli biçimde kullanabiliyor muyum?
İnsan, sahip olmadığı özelliklerin peşinde koşarken elindeki fırsatları ihmal edebilir. Oysa kişinin mevcut yeteneklerini geliştirmesi ve bunları iyilik için kullanması, hem kendisine hem de çevresine fayda sağlayabilir.
Zülkarneyn’in Yolculukları ve Adalet Anlayışı
حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ ف۪ي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًاۜ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّٓا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّٓا اَنْ تَتَّخِذَ ف۪يهِمْ حُسْنًا
Güneş’in battığı yere ulaşınca, onun balçıklı bir gözede battığını gördü. Onun yanında bir topluluk buldu. Buyurduk ki: “Ey Zulkarneyn! Ya onlara azap edersin ya da onlar hakkında iyilik/güzellik yolunu tutarsın.”
Kehf suresinin 86. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in güneşin battığı yere ulaşması anlatılır. Burada bir toplulukla karşılaşır ve onlara nasıl davranacağı konusunda bir tercih yapması bildirilir.
Zülkarneyn, zulmedenlerin cezalandırılacağını, iman edip iyi işler yapanların ise güzel bir karşılık göreceğini ifade eder. Böylece yönetim anlayışında adaletin önemini ortaya koyar.
Kıssada öne çıkan ölçü, insanların yaptıklarına göre değerlendirilmesidir. Güç sahibi bir kişinin görevi, kendi yakınlarını veya kendisine bağlı olanları her şartta korumak değil, hak ve adalet ölçülerine göre hareket etmektir.
Adalet, kişinin kim olduğuna göre değişmemelidir. Bir insanın yakınlığı, zenginliği veya toplumdaki konumu, yaptığı haksızlığı ortadan kaldırmaz. Zülkarneyn’in kıssası da gücün keyfî biçimde değil, sorumluluk bilinciyle kullanılmasının önemini hatırlatır.
Geniş Ufuklu Olmak ve Çalışmaya Devam Etmek
Zülkarneyn, batıya yaptığı yolculuğun ardından doğuya doğru ilerler. Burada da farklı şartlarda yaşayan bir toplulukla karşılaşır. Kur’an’ın anlattığı bu yolculuklar, onun elde ettiği başarıyla yetinmeyip yoluna devam ettiğini gösterir.
Bu durum, insanın yaptığı iyilikleri ve elde ettiği başarıları yeterli görerek durmaması gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Bir alanda faydalı işler yapan kişi, imkânları ölçüsünde başka insanlara da ulaşmaya çalışabilir.
Ancak geniş ufuklu olmak, her hedefin peşinde düşünmeden koşmak anlamına gelmez. Önemli olan, insanın zamanını ve gücünü anlamlı amaçlar için kullanması, sorumluluklarını unutmaması ve yaptığı işlerde istikrarlı olmasıdır.
Kehf suresinde anlatılan yolculuklar, imkânların yalnızca kişisel rahatlık için değil, başkalarının hayatına katkı sağlamak için de kullanılabileceğini düşündürür.
Ye’cüc ve Me’cüc İçin Yapılan Set
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰٓى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
Dediler ki: “Ey Zulkarneyn! Şüphesiz ki Ye’cûc ve Me’cûc (topluluğu), yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadır. Sana bir vergi versek, sen de bizimle onlar arasına bir set yapsan (olmaz mı)?”
Zülkarneyn’in son yolculuğunda iki dağ arasındaki bir bölgeye ulaştığı anlatılır. Burada yaşayan insanlar, Ye’cüc ve Me’cüc’ün yeryüzünde bozgunculuk yaptığını söyleyerek kendilerini koruyacak bir set inşa etmesini isterler.
Zülkarneyn, onların teklif ettiği ücreti kabul etmek yerine, Rabb’inin kendisine verdiği imkânların daha hayırlı olduğunu belirtir. Bununla birlikte insanların da çalışmaya katılmasını ister.
Kehf suresinin 96. ayetinde demir kütlelerinin getirilmesi, bunların ısıtılması ve üzerlerine erimiş bakır dökülmesi anlatılır. Böylece Ye’cüc ve Me’cüc’ün aşmakta veya delmekte zorlandığı sağlam bir engel meydana getirilir.
Zülkarneyn, yaptığı işin ardından bunun Rabb’inin rahmeti olduğunu söyler. Ayrıca Allah’ın belirlediği zaman geldiğinde bu setin ortadan kaldırılacağını bildirir.
Bu bölümde iki önemli mesaj öne çıkar. Birincisi, büyük işler ortak emek ve mevcut imkânların doğru kullanılmasıyla gerçekleştirilebilir. İkincisi ise insan ne kadar başarılı olursa olsun, elde ettiği sonucu yalnızca kendi gücüne bağlamamalıdır.
Setin tam olarak nerede bulunduğu ve Zülkarneyn’in tarihî kimliği konusunda kesin bilgi verilmediği için, bu konularda kesin hükümler ileri sürmek doğru değildir.
Zülkarneyn Kıssasından Çıkarılacak Dersler
Zülkarneyn kıssası, güç ve imkân sahibi insanların taşıdığı sorumlulukları hatırlatır. Güç, insanları ezmek veya kişisel çıkarları büyütmek için değil, adaleti sağlamak ve kötülükleri engellemek için kullanılmalıdır.
Kişi kendisine verilen yetenekleri tanımalı, imkânlarını hayırlı işlerde değerlendirmeli ve başarı karşısında kibirlenmemelidir. Başkalarına fayda sağlamak için çalışırken de adalet ölçüsünü korumalıdır.
Zülkarneyn’in kıssanın sonunda söylediği “Bu, Rabb’imin rahmetidir” sözü, başarının ardından şükretmenin önemini ortaya koyar. İnsan çalışır, tedbir alır ve elindeki imkânları kullanır; ancak sonuçları kendi gücünün mutlak bir göstergesi olarak görmez.
Zülkarneyn kıssası; gücün Allah’tan geldiğini bilmeyi, imkânları doğru kullanmayı, adaletten ayrılmamayı ve başarı karşısında şükretmeyi öğütler. Kehf suresinde anlatılan bu kıssa, insanın hem kendi hayatında hem de başkalarıyla ilişkilerinde sorumluluk bilinciyle hareket etmesini sağlar.
İlgili Ayetler
- 83 . Sana Zulkarneyn’den sorarlar. De ki: “Size ondan bahseden (ayetler) okuyacağım.” (18/Kehf, 83)
- 84 . Biz ona yeryüzünde (dilediği gibi hareket etme imkânı sağlayan) bir iktidar ve (istediği hedefe ulaştıracak) sebepleri verdik/yolları öğrettik. (18/Kehf, 84)
- 85 . O da bir yol tuttu. (18/Kehf, 85)
- 86 . Güneş’in battığı yere ulaşınca, onun balçıklı bir gözede battığını gördü. Onun yanında bir topluluk buldu. Buyurduk ki: “Ey Zulkarneyn! Ya onlara azap edersin ya da onlar hakkında iyilik/güzellik yolunu tutarsın.” (18/Kehf, 86)
- 87 . Dedi ki: “Zulmeden kimseyi cezalandıracağız. Sonra Rabbine döndürülecek ve (Rabbi) onu çetin bir azapla azaplandıracak.” (18/Kehf, 87)
- 88 . “Kim de iman edip salih amel işlerse ona en güzel mükâfat vardır. Ona da işimizden/buyruğumuzdan yumuşak/güzel sözümüzü söyleyeceğiz.” (18/Kehf, 88)
- 89 . Sonra bir yol tuttu. (18/Kehf, 89)
- 90 . Sonunda Güneş’in doğduğu yere varınca, (Güneş’le) aralarına hiçbir perde kılmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü. (18/Kehf, 90)
- 91 . İşte böyle! Biz onun yanında olan ne varsa hepsinin hakikatini ilmimizle kuşatmıştık. (18/Kehf, 91)
- 92 . Sonra bir yol tuttu. (18/Kehf, 92)
- 93 . İki seddin arasına ulaşınca setlerin dışında neredeyse hiçbir söz anlamayan bir topluluk buldu. (18/Kehf, 93)
- 94 . Dediler ki: “Ey Zulkarneyn! Şüphesiz ki Ye’cuc ve Me’cuc (topluluğu), yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadır. Sana bir vergi versek sen de bizimle onlar arasına bir set yapsan (olmaz mı)?” (18/Kehf, 94)
- 95 . Dedi ki: “Rabbimin bana verdiği güç ve imkânlar (sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Bana (insan) gücüyle yardım edin ki sizinle onlar arasında bir set yapayım.” (18/Kehf, 95)
- 96 . “Bana demir kütleleri getirin. (Demir) dağların iki yanını eşitlediği zaman körükleyin.” dedi. (Demir kütlelerini) ateş hâline getirince, “Üzerine dökmem için erimiş bakır getirin.” dedi. (18/Kehf, 96)
- 97 . (Ye’cuc, Me’cuc) ne onu aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler. (18/Kehf, 97)
- 98 . Dedi ki: “Bu, Rabbimin rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır.” (18/Kehf, 98)
Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.